Ulucanlar Müzesi

\"ulucanlar01\"Sema Sultan / Geçtiğimiz hafta içinde Ulucanlar cezaevinin müzeleştirilmiş görüntüleri basına yansıdı. Kuşkusuz büyük devrimci direnişlerin ve katliamların yaşandığı bir zindanın Müzeye dönüştürülmesi olumlu bir adımdır. Ancak bu adım gerçeklerin hakkının teslim edilmesi ile kabul edilebilir bir noktaya gelebilir. Restore edilmiş tertemiz binasıyla,maltaya yerleştirilen gazlambalarının ışıttığı pembeye boyanmış duvarlarıyla yansıyan görüntüler aklıma bir çok soruyu da beraberinde getirdi.

Bir gerçeğin hakkını teslim etmek ,anıları canlı tutmak ,tarihi objektif unsurlarıyla yazmak nasıl olmalıdır? Birkaç şiirin süslediği pembe duvarların ardında hangi gerçekler  saklanıyor? Saz çalan devrimci figürünün nameleri acaba kaç devrimcinin haykırışlarını dile getirebilir? Kurulan sembolik darağaçları faşizmle hesaplaşma anlamına mı gelir?

Müzeleştirilen Ulucanlar nostalji sosuna batırılmış bir ayıp ve hatalı dönemin resmi olmamalıdır. Raydan çıkmış, ceberrut devletin kötü yüzü olarak gösterilmemelidir . Ulucanları gezenler maltayı ışıtan gaz lambalarına bakarken,  aslan yürekli gençlerin ve yıldızlaşan ideallerin kayıp gittiği bir yer olarak mı görecekler ? Havalandırmaya çıkanlar “uçurtmayı da sizi de vurdular” diyerek iç mi çekecekler? Soruları daha da çoğaltabiliriz.

Ben burada resmiyet sussun, devrimcilerin ve sosyalistlerin haykırışlarına tanıklık etmiş Ulucanların duvarları konuşsun diyorum.

Bir halkın kaderini değiştirebilecek siyasal projeleri beyinlerinde ve yüreklerinde taşıyan, bununla da kalmayıp onbinlerce genci beraberinde harekete geçiren, milyonları cesaretleriyle ve fedakârlıklarıyla etkileyen devrimciler, burada asıldı. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan! Onlar yalnızca bir anı olabilirler mi? Binlerce sosyalist, yurtsever, Kürt devrimci burada işkencelerden geçirildi. Ulucanların kanlı duvarları konuşsun. Ulucanlar katliamı burada yapıldı. Habibler, Ümitler vahşi işkencelerle hamamda öldürüldü. Onların bedenlerini ve yüzlerini sevdikleri tanıyamadılar. Tanınmıyacak hale gelen bedenlerini  sevdikleri  toprağa  veremediler. Katilleri ödüllendirildi…

Bir gerçeğin hakkını teslim etmek burada yaşanılan katliamlarla hesaplaşmaktan geçer.

Hala Denizlerin ismini anmak, onların düşüncelerine sempatiyle bakmak yıllarca hapis yatmak için gerekçe olabiliyor. En küçük bir hak talebiyle yürüyen üniversite gençliğini biber gazıyla terbiye etmeye çalışan bir sistem hangi değerleri kalıcılaştırmak ister? Polis coplarıyla bütün bir halka verilen mesaj  ‘Hayatlarınızı söndürmek için yeterince zindanımız var’ değil mi?

Bir gerçeğin hakkını teslim etmek katillerle hesaplaşmaktan geçer.

Ulucanlarda katledilen on bir devrimcinin katillerine ne oldu? Onlar hangi resmi üniforma ile hangi görevdeler? Emir verenler ödüllendirilmediler mi?

Egemenler gerçekleri çarpıtmakta ve gözboyamakta önemli bir tarihi mirasa sahipler. Demokrasi aldatmacasını  AKP iktidarı da ustalıkla kullanmaya çalışıyor. Ancak boşuna! Türk ırkçılığı ideolojisiyle beslenmiş beyinleriyle Nevzat Çeilk’ten şiir okumak tam da budur. Türk egemenleri ‘Saçlarına yıldız düşmüş Dersimli Türkçe bilmeyen bir ananın kapıda adını soramadığı oğlu için hissettklerini ‘ anlayamaz. Bu kapılarda, bu Müzelerde bütün isimler yer almıyor. Katliamlarla bastırılan bir sol tarihin acıları bu duvarlara sığmıyor. Pembe duvarlar, “O duvarlar bize vız gelir vız” diye yazan devrimcilerin tarihlerini saklayamıyor!

 

 

 

 

 

Leave a Reply