Devrim Süreçleri ve Bazı Teorik Sonuçlar… 1

\"d68e3a707a\"Tunus ve Mısır’da peş peşe gelişen halk ayaklanmaları, önemli politik ve teorik dersler sunmaktadırlar. Bu dersler üzerinde durmanın bugün ve gelecek açısından daha yararlı olacağını düşünüyoruz.

Önce bazı kavramların anlamını hatırlamamız gerekiyor. Devrim, kurulu düzeni yıkma ve onun yerine yeni bir düzen kurma eylemidir; bu eylem hemen hemen her aşamada, dar grupsal, çevresel, bölgesel değil, kitlesel, toplumun ezici çoğunluğu tarafından meşru görülen ve desteklenen, “ulusal” çapta gelişen sayısız eylemler sürecidir! “Devrim kitlelerin eseridir” sözü, bu durumu belli yönleriyle özetlemektedir. “Yıkma” ve “Yapma, yeniden kurma”, bu ikisi devrim sürecinin birbirine sıkı sıkıya bağlı iki boyutunu anlatmaktadır.

Tunus ve Mısır’da gerçekleşen eylemler sürecine bakıldığında kurulu iktidarı, onun despotik, “modern” monarşik ve oligarşik yapısına büyük darbeler vurduğu, Tunus’ta bunu önemli ölçüde gerçekleştirdiği, Mısır’da ise bunun “arifesinde” olduğu söylenebilir. Devrim süreci, Tunus’ta iktidarı elinde tutan Zeynel Abidin Bin Ali ve ailesinin ülkeyi terk etmeye zorladı, ancak onun kurduğu ve on yıllardır yönettiği aygıt hemen hemen yerinde durmakta, kimi rötuşlarla sürdürülmeye çalışılmaktadır.  Buna rağmen anılan “modern” monarkın devrilmiş olması ve apar topar ülkeyi terk etmek zorunda kalması politik anlamda devrimci bir gelişmedir. Sokakları fetheden kitleler, bu gelişmeyi yeterli görmemekte ve yeni bir devlet-iktidar yapılanması istemekte, bunun için “eskinin” tasfiyesini istemektedir.

Mısır’da ise Hüsnü Mübarek iktidarı sallanmakta, bir bakıma “gün saymaktadır”. Kimi tavizler, geri adımlarla süreci geçiştirmeye, “gitmemek” için ayak diretmektedir. Ancak politik ve toplumsal meşruiyeti, saygınlığı kalmayan bir iktidarın ayakta kalma şansı hemen hemen kalmamış bulunmaktadır.

Kurulu düzeni yıkma ve yeniyi kurma anlamında değerlendirdiğinde Tunus ve Mısır’daki gelişmeleri tam anlamıyla “Devrim” olarak tanımlamak güçtür; ancak bu güçlüğe rağmen, 30 yılı aşkın bütün iktidar gücünü ellerinde tutan “Modern” monarkların yıkılması ve diğerinin yıkılmak üzere olması devrimci bir süreçtir; henüz gelişen ve yürüyen, içinde sayısız belirsizliği taşıyan devrim süreçleridir… Bu nedenle Tunus ve Mısır halk ayaklanmalarını, aynı dalgada seyreden ve karşılıklı etkileşim içinde olan “Devrim Süreçleri” olarak tanımlamak çok daha doğru bir değerlendirmedir.

Kavramlar düzeyinde yaptığımız bu hatırlatmalardan sonra anılan devrim süreçlerinin kimi politik ve teorik sonuçlarına geçebiliriz. Önce birkaç politik sonuç: Bunlar belli yönleriyle “teorik sonuç” olarak da algılanabilir ve değerlendirilebilir.

Bir: Bir iktidar ne kadar iç ve dış desteğe, yoğunlaşmış ve iyi kurumlaşmış iktidar aygıtına sahip olursa olsun, ayağa kalkmış halk gücü karşısında dayanma ve ayakta kalma gücü, olanağı ve şansı yoktur. Bir kez daha ortaya çıkan, kanıtlanan ve doğrulanan bu gerçeklik çok önemlidir. Bu ayağa kalkan güç verili olarak örgütsüz ve “politik bir önderlikten” yoksun olsa da bu yine böyledir. “Devrimler dönemi bitti” tespitinde bulunanlara bu gerçeklik bir kez daha hatırlatmak isteriz.

İki: görece ne kadar “güçsüz”, dağınık ve rutin günlük yaşamın içinde yaşamını sürdürürse sürdürsün belli hedefler doğrultusunda birleşmiş ve ayağa kalkmış bir güç, sokakları fethetmiş, sokakları “iktidar alternatifi” haline getirmiş bir halk hareketi, bu süreç içinde, kendi “yıkıcı” ve yapıcı gücünün bilincine ulaşmış, ruhsal donanımına ve derinliğine ulaşmıştır. Bu politik bilinç ve “korku duvarlarını aşma” cesareti ve ruhu, onlarca yılda kazanılmayan bir bilinç ve ruh sıçramasının kendisidir!

Üç: En kurumlaşmış ve yoğunlaşmış iktidarların halk hareketleri karşısındaki ölümcül güçsüzlüğü ile bu iktidar karşısında uzun yıllar görece çaresiz ve zayıf halkın kendi derinliklerinde taşıdığı potansiyel “Yıkıcı” ve yapıcı güç paradoksu, iktidar ve halk hareketlerinin “politik davranışlarını” belirleyecek ve etkileyecek temel paradoks olacaktır. Bu paradoksların bilinci veya bilinçsizliği “tarafların” politika yapma, ya da iktidar eylemlerinde çok önemli bir etken olacaktır…

Dört: Çok net görüldü ki, ayağa kalkmış ve sokakları-meydanları “tarih yapan arenalar” haline getiren halk hareketleri karşısında en donanımlı ordu ve polis güçlerinin, dünyaya hükmeden ABD gibi devletlerin mevcut gerçekliği kabul etmekten ve belli yönleriyle “boyun eğmekten”, bunu yaparken orta ve kısa vadede gelişmeleri kendi lehlerine çevrime taktiklerini izlemekten başka şansları yoktur.

Beş: Tunus’ta başlayan Mısır’da zirve yapan ve diğer Arap ülkelerindeki halk hareketlerini tetikleyen kitlesel eylemler, bir kez daha gösterdi ve kanıtladı ki, “Kurulu dünyaya mahkûm değiliz, “Başka bir Dünya Mümkündür”!

Anılan devrim süreçlerinin toplumsal dayanakları ve bileşenleri, örgütlenmeleri, bunun belli başlı boyutları, “iktidar”, gelecekle ilgili yönleri veya yönsüzlükleri gibi noktalarda teorik analizler yapmakta yarar var. Bu noktalara bir sonraki yazımızda değinmeye çalışacağız.

Devam edecek…

2 Şubat 2011

M. Can YÜCE

Leave a Reply