“DİYARBAKIR ZİNDAN DİRENİŞİ” adlı kitap, üç cezaevinde ve iki yıl içinde yazılıp tamamlandı. Aslında bu çalışma, eserin genişletilmiş ikinci versiyonudur. Birinci versiyon ne yazık ki yapılan bir arama öncesinde idarenin eline geçmemesi için Diyarbakır Zindanı’nda “imha” edilmişti. Ama yazılanların hemen hemen her cümlesi, her kelimesi aklımdaydı; onları yeniden kâğıda dökmek için sadece uygun koşullara, zamana ve olanaklara ihtiyacım vardı.
Kuşkusuz her çalışmayı kendi tarihsel bağlamı içinde, içinden çıktığı ve içinde yazıldığı koşulları göz önünde bulundurarak değerlendirmek gerekir. Bu kitap çalışması nasıl ortaya çıktı? Hangi koşullarda yazıldı, hangi ihtiyaçların ürünüdür?
Neden yazıldı ve yazım serüveni nedir? Bu soruların yanıtları, tarihsel hafızamız bakımından çok önemli ve değerlidir. BİR DÖNEMİN MUHASEBESİ VE “İYİLEŞME” SÜRECİ Eylül 1983 direnişinden sonra önümüzdeki en temel görev, 1981-1983 süreçlerinin bütün boyutlarıyla muhasebesini (o günlerde kullandığımız kelime de tam olarak buydu ve sorunu kavramamızı sağlayacak en yerinde terimdi) çıkarmaktı.
Gerekçemiz şuydu: Anılan bu süreç olumlu ve olumsuz, doğru ve yanlış yönleriyle değerlendirilmeden; daha somut ve net bir ifadeyle “Teslimiyet Dönemi”nin kapsamlı, açık ve dolaysız muhasebesi yapılmadan; sağlıklı ve devrimci yurtsever ilkelere uygun bir zindan yaşamı ve direniş çizgisi ortaya konulamaz ve sürdürülemez!
Anılan bu geçmişin muhasebesinde ortak bir anlayışa ulaşmak kaçınılmazdı. Bu yapılmadan sağlıklı bir örgütsel ve ortak politik zemin de oluşturulamazdı. Görüleceği üzere, bu çabanın “içe dönük” temel bir yönü vardı. O dönemde “dışarısı” ile hiçbir örgütsel bağın olmadığı düşünüldüğünde, yeniden örgütsel bir zemini yaratmanın yaşamsallığı daha iyi anlaşılır. Sorun sadece genel bir çerçevede muhasebe çıkarmak değildi. 1981-1983 dönemi her açıdan ağır bir süreçti ve çok derin tahribatları vardı.
