Özgün Koşulların gerekli Özgün Örgütü:TEVKURD

Sait Aydoğmuş*/ TEVKURD (Tevgera Yekîtîya Neteweyî a Kurd-Kürt Ulusal Birlik Hareketi),  Kürdistan özgürlük mücadelesinin çok özgün bir aşamasında, Kürd Ulusal Demokratik Çalışma Gurubu'nun (KUDÇG), bir yılı aşkın çalışması sonucu, çok özgün bir örgüt olarak kurulmuş bulunuyor. 

TEVKURD'ün özgünlüğünün başında, Kürtler'in özgürlük mücadelesini vatan-millet-devlet-iktidar ekseninde görüp yürüten her Kürd'ün/Kürt örgütünün, kendisini ifade edebileceği, içinde görebileceği bir politik programa ve buna uygun düşen bir tüzüğe sahip olmasıdır.

TEVKURD programının temel siyasal hedefi, "Kürt halkının kendi topraklarında kendi kaderini hukusal, yönetsel ve siyasal açıdan özgür iradesiyle belirlemesini ve dünya halklarıyla tam hak eşitliği temelinde ilişkiler (…)"  kurmasıdır. Bu, temel siyasal hedef, bağımsızlığı da federasyonu da ve kapsamlı bir otonomiyi de savunup amaçlayanlar için biricik ortak bilkeşke ve dolayısıyla iş ve eylembirliği platformudur. Kuzey Kürdistan'daki Kürt ulusal hareketi, ancak  böylesi örgütte yoğunlaştırılacağı ortak mücadele ve güçle sömürgecilere karşı bir taraf  olarak ortaya çıkıp sorunu çözüme kavuşturabilecektir.  Gelecekte, sorunun fiilen veya müzakere ile çözümü aşamasında, hangi siyasi hedefin gerçekleşeceğini, o günün koşullarındaki ulusal ve uluslararası karmaşık çıkar ilişkilerinin yumağında oluşacak güç dengeleri ve tarafların bunları kullanma yeteneği belirleyecektir. Halen birlikte yaşamakta olduğumuz Güney Kürdistan örneği, ulusal kurtuluş yolunda mücadelenin belli koşullarında belirlenip savunulan siyasal hedefin, çözüm koşullarının oluştuğu belli koşullarda çok pratik bir biçimde değişebileceğini, otonomiden, federasyona -belki de bağımsızlığa-  dönüşebileceğini göstermiştir.

TEVKURD, yukarıda belirtilen politika ile güçlenip amacına yakınlaştığı oranda, günümüzün en yakın ve aktüel uygulaması olan ve TC ile PKK tarafından birlikte örtük bir işbirliğiyle gerçekleştirilmeye çalışılan Kürtlerin entegrasyonu  tehlikesini de bertaraf edebilecektir.

Bu yazıdan amacım, TEVKURD'ün anılan programatik özgünlüğünden çok, bu amacı gerçekleştirecek örgütsel güce nasıl kavuşacağını irdelemek ve tartışmaktır. Zira politik programlar, ancak bünyelerinde belli bir politikayı   eylembirliği olarak maddileştiren örgütsel güçlerle gerçekleştirilebilinirler. Bu bağlamda, TEVKURD, hangi politik ve örgütsel koşullar içinde oluşmuştur? Bu koşulların hangi özgünlükleri TEVKURD'e ne tür özgünlükler kazandırmıştır ve ona ne tür görevler yüklemektedir? Kısacası TEVKURD nasıl bir örgüttür ve  Ulusal Kongreye dönüşme ile ilgili programatik ve tüzüksel görevini nasıl başarabilir?

TEVKURD'e İlişkin Beliren Sorular ve Sorunlar

Kuruluşundan bugüne kadarki pratik örgütlenme sürecinde, TEVKURD'ün en çok karşılaştığı sorular ve dolayısıyla sorunlar, genellikle  onun örgütsel "statüsü" ile ilgilidir. Kafalarda oluşup gurup ve kişileri TEVKURD'e katılmak konusunda  beklemede bırakan sorular genellikle şunlardır: TEVKURD, bir "cephe" veya bir başka  ifade ile bir "çatı" örgütü müdür? Eğer böyleyse, bu "cephe"nin veya "çatı"nın örgütsel tarafları/sütunları kimlerdir? Görünürde bu örgütsel taraf ve sütunlar olmadığına aksine TEVKURD genellikle "bağımsız" kadrolardan oluştuğuna göre, TEVKURD'ün kendisi, partisel anlamda, bir örgütsel tarafa dönüşebilir mi? TEVKURD, az ve güdük te olsalar, varolan örgütlerin/partilerin alternatifi olarak gelişip onların yerine geçmeyi dener mi?

Aslında TEVKURD'ün, temel belgeleri, tüm bu sorular ile  bunların yarattığı kaygılara görece yeterli bir  açıklıkla cevap vermiş durumdadır. TEVKURD Tüzüğü'nün, örgütün karekteri ile ilgili 2. maddesi aynen şöyledir: "Kürt Ulusal Birlik Hareketi, Kürt halkının kendi geleceğini kendi topraklarında  özgürce belirleyerek, diğer özgür uluslar ailesi ile eşit hak ve özgürlüklere sahip olmasını savunan ve bunun için ulusal birlik perspektifini benimseyen bütün siyasi parti, girişim, çevre, grup, insiyatif, kurum, kuruluş ve şahıslardan oluşacaktır." TEVKURD'ün Kuruluş Bildirgesi'nde partileşmeyi reddeden belirleme,  tüzükte belirlenen bu örgütsel "karekter"in mantıki ve  zorunlu bir sonucudur.

Peki buna rağmen yukarıda belirtilen sorular ve bunların yarattığı kaygılar, yanılsamalar nereden kaynaklanmaktadır? Açıktır ki, bu sorunun cevabı Kuzey'deki Kürt ulusal hareketinin yaşamakta olduğu özgün politik ve örgütsel süreçte aranmalıdır.

Kuzey'de Kürt Ulusal Hareketinin Örgütsel ve Politik Koşullarının Özgünlüğü

Politik ve örgütsel sürecin konumuzu ilgilendiren özelliklerini ve bunların özgünlüklerini iyi ve doğru kavrayabilmek için Cumhuriyet sonrasındaki Kürt ayaklanmalarının bastırılmasından sonra, ulusal hareket olarak tekrar dirildiğimiz 1970'li yıllara dönerek, o süreci hatırlayıp irdelemek gerekir.  

O yıllarda, politik ve örgütsel mücadelemizin belli bazı prensipleri özellikle şablonları vardı. Bu yazının esas konusu olan örgüt ve mücadele biçimi meselesinde, durum bugünkü kadar karmaşık değildi. İdeolojik ve politik olarak neredeyse herkes "sol"daydı. Örgütsel olarak  da neredeyse herkes illegaliteyi esas alıyordu ve legalite ise bu illegaliteye tabiydi. Örgütlerin büyük çoğunluğu, mücadelenin belli bir aşamasında, silahlı mücadeleyi öngörüyor, hatta kimileri silahlı mücadeleyi temel alıyordu. Bu sonuncular için diğer mücadele  biçimleri tali ve tabiydi. En önemlisi, Ulusal Politik alan, örgütsel olarak boştu. KİP-DDKD, ÖZGÜRLÜK YOLU, RIZGARİ, KAWA, KUK, TEKOŞİN ve benzerleri, örgütsel olarak boş olan bu politik alanda, kendi özgün görüşleriyle, üç aşağı beş yukarı,  yukarıdaki kalıplarla yarıştılar ve hepsi de görece belli oranda kitleselleştiler; belli eylem kapasiteleri ve etkinlikler yarattılar. Daha sonra bu örgütlerden bazıları, gerek mücadelelerinin vardığı aşamanın bir gereği ve gerekse de daha saldırganlaşan TC'nin gücü karşısında, güçlerini birleştirerek, günümüzün çok farklı koşullarında oluşturmakta olduğumuz TEWKURD benzeri, ulusal birlik hareketi anlamında, önce UDG daha sonra da TEVGER gibi "çatı" örgütleri oluşturmayı denediler. Bu örgütlenmeler, bu yazının doğrudan konusu olmayan kimi nedenlerle  yürümedi ve artık bunları oluşturmaya çalışan örgütlerin de çoğu günümüzde oratada yok. Varolan birkaç tanesi de mecalsiz.

Anılan bloktaki örgütlenmelerin dışında olan PKK, yukarıda belirtilen örgütlenme ve mücadele yöntemlerine ilişkin belirtilen kalıpları diğer bazı yanlışlarla birlikte en doğmatik ve kaba biçimde uyguladı ve 1980'li yılların ortasında başlattığı silahlı mücadele ile  Kuzey Kürdistan'da hem politik hem de örgütsel alanda hegemonyasını kurdu. Ancak PKK, özellikle Apo'nun yakalanması sonrasında izlediği politikalarla  ulusal taleplerini revize edip onlardan tümüyle vazgeçti.  PKK, bu politik çark nedeniyle  örgütsel varlığını henüz  korusa da, ulusal talepli politik alanı terk ederek fiilen "boş" bırakmış durumdadır.

Bu nedenle TC'ye karşı olan asli politik görevimizin yanısıra  günümüzdeki önemli görevlerden bir tanesi, çoğu hâlâ PKK'yi destekleyen ulusal talepli kitlelere bu gerçeği kavratabilmek ve konu ile ilgili bu  yanlış algılarını değiştirerek onların desteğini kazanmaktır.  Bu görev, asıl olarak sömürgeci devlete karşı ciddi bir örgütlenmeyi ve  eylemliliği gerektirmektedir ve bu anlamda yerine getirildiği oranda, ulusal kurtuluş mücadelesinin önümüzdeki süreci hem politik hem de örgütsel olarak belli bir istikrara kavuşarak yerine oturacaktır.

Bu görev, sanıldığı gibi kolay değildir. Bir yandan konu ile ilgili "derin" tecrübesi ve devasa ekonomik ve askeri gücüyle TC,  diğer yandan,  yine görece devasa gücüyle  Türkiyelileşip ehlileşen  Apo'nun PKK'si ve bunların karşısında büyük çapta tasfiye olarak marjinelleşmiş, önemli bir kısmı örgütsüz "bağımsız" kadrolara  dönüşmüş, politik ve örgütsel koşulları düne göre  hayli karmaşıklaşmış bir Kürt ulusal hareketi.

Günümüzde,  1970'li yılların görece "yalın" olan politik ve örgütsel kalıpları artık yoktur. Süreç, her yönüyle daha karmaşıktır. PKK dışında birkaç örgüt kalmıştır ve bunlar da yukarıda belirtildiği gibi birçok yönüyle marjinaldirler. Örgütlenme ve mücadele yöntemleri hayli karmaşıklaşmıştır. Günümüz koşullarında silahlı mücadeleyi ve şiddeti  doğrudan savunan örgüt ve kadro neredeyse  kalmamıştır. Sözde savaşmakta olan PKK'nin yürütmekte olduğu savaşı gerekçelendirmesi ve bunu yaparken  kulandığı kavramlar, mizaha taş çıkartmaktadır. Öte yandan "sivil itaatsizlik", "barışçıl ve demokratik mücadele", "kitle eylemliliği" gibi henüz kadroların, kitlelerin kafasında içleri doldurulmamış, pratikte çokça uygulanıp sınanmamış "yeni" mücadele biçimleri revaçtadır ve  denenip tartışılmaktadır.  İllegalite ile legaliteye bir de meşruyet temelinde  " açık"  örgütlenme eklenmiştir. Ancak tüm bunlardan hangisinin "temel" hangisinin "tali" olduğu henüz belli değildir ve belki de bu, hiç olmayacak; anılan örgütlenme ve mücadele biçimlerindeki iç-içelik ve beraberlik süregidecektir.

Kuzey Kürdistan'ın günümüzdeki politik yelpazesi ise eskisi gibi, neredeyse sadece "sol"dan oluşmamakta; Milliyetçisinden liberaline, islamisinden komünistine kadar uzanan birçok değişik ulusal sesi ve rengi kapsamaktadır. Çelişkili gibi görünse de Yetmişli yıllar'ın  görece politik homojenliğinden bu çeşitliliğe geçiş,  ulusal politik konsesüsün ve iş ve eylembirliğinin olanaklarını zayıflatmak yerine, arttırmış  bulunmaktadır. Açıktır ki, bunun önemli bir nedeni, değişen ulusal ve uluslararası koşullar ile, süre içinde kazanılan politik ve örgütsel tecrübelerdir. Ancak konsesüsü ve eylembirliğini adeta zorlayan bir başka neden ise, TC'nin, sadece Kuzey'de değil, dört-bir yanda da, ulusumuzun temel varlığına karşı saldırganlaşması karşısında, PKK dışında varolan tek tek örgütlerin veya yurtsever şahısların, kendi başlarına, Kürt kitlelerince ve dünyaca fark edilebilinir bir etkinlik ortaya koyamamasıdır. Ulusal kurtuluş yolunda,  gerek örgütsel etkinliğin değişip arttırılması ve gerekse de politik boşluğun doldurulması, mücadele ve eylemde etkinliğin "eşik"ini aşarak, önce kitleler nezdinde fark edilmeyi  ve giderek onlarla buluşup  bütünleşmeyi gerektirmektedir.

Mevcut koşullarda, kimsenin kendi başına bu görevi yerine getirmesi hayli zor hatta olanaksız görülüyor.

İşte TEVKURD, bu noktada, Kuzey Kürtleri için önemli bir olanaktır  ve örgütsel-politik nitelikleriyle duruma en uygun düşen bir araçtır; örgütlenme modelidir. "…Kürt halkının kendi topraklarında kendi kaderini hukuksal, yönetsel ve siyasal açıdan özgür iradesiyle belirlemesini ve dünya halklarıyla tam hak eşitliği içinde ilşikiler kurmasını."   Amaçlayan ve bu amaç için mücadele eden TEVKURD,  halkımızı ulus olarak gören her Kürd'e  ve örgütüne birleşebileceği, görüşleriyle temsil edilebileceği bir politik alan sağlamakla kalmamakta, bunun örgütsel aracını da yaratmaktadır. TEVKURD, "Mücadelede legaliteyi gözetlemekle beraber meşruiyeti,  mücadele tarzı olarak da sivil itaatsizliği ve kitle eylemliliğini esas .." alarak, günümüz koşullarında silahlı mücadele ve şiddet dışındaki tüm mücadele biçimlerine kucak açmaktadır.  TEVKURD'ün, varolan illegal örgütlerle örgütsel değil ama olgusal zorunluluktan kaynaklanan organik bir ilşkisi vardır ve bu, bilinen belli koşullar (red ve inkâr) sürdükçe de olacaktır.

Tüm bu nitelikleriyle TEVKURD, politik olarak Kürt ulusal sorununda vatan- millet-devlet-iktidar eksenli  bir politik görüş ve çözümü temel alan tüm Kürtleri bünyesinde buluşturmayı amaçladığı gibi, örgütsel olarak da yukarıda anılan ve günümüz koşullarına uygun olan tüm örgütlenme ve mücadele biçimlerinin sahiplerini örgütsel mücadelesinde buluşturmayı amaçlamaktadır.

Sonuç Olarak….

Kuzey Kürdistan'da günümüzün politik koşullarının en belirgin karekteri ve dolayısla tehlikesi, Kürtleri entegrasyon projesidir. TC, bir haylidir uygulamakta olduğu  bu projeyi başarabilmek için,  başta Güney Kürdistan olmak üzere, dört parçada da Kürtler'in ulusal kazanımlarını zor, şiddet ve teröre dayalı saldırılarla yok etmeye çalışmaktadır. Politik olarak tamamen Türkiyelileşip ehlileşen Apo'nun PKK'si ile diğer kimi Kürt güçler, bu projede, TC'nin değirmenine su taşımaktadır.

Kuzey Kürtleri, bu oyunu bozmak ve entegrasyon tehlikesini bertaraf edip ulusal kurtuluşlarını gerçekleştirmek için, var ve gerekli olan bir çeşitlilik içinde, güçlü politik ve örgütsel alternatiflerini yaratmak zorundadırlar.

Bu zorundalığın bir sonucu olarak, Kuzey'de, alternatif örgütlenme eğilimi ve arayışları hayli ilgi görmekte, PKK dışında varolan parti, örgüt, gurup, çevre ve kadrolar birlik arayışlarını hızlandırmış bulunmaktadırlar. Bu süreç,  özellikle henüz örgütleri  olmayan gurup, çevre ve kadroların, günden güne örgütlenip veya örgütlere katılıp azalmalarını beraberinde getirecektir. Tüm bu politik ve örgütsel trend (eğilim), zaman içinde belli bir politik, örgütsel etkinlik ve istikrarı olan yeni bir Kürt politik yelpazesini ve dolayısıyla alternatifini ortaya çıkaracaktır.

TEVKURD, oluşmakta olan bu yelpazedeki örgütlerin rakibi ve alternatifi değil, yardımcısı ve tamamlayıcısıdır. TEVKURD, sürdüreceği politikası ve örgütsel ilişkileriyle anılan yelpazeyi oluşturacak örgütlenmelere yardımcı olduğu, oluşumlarına katkıda bulunduğu ve onlarla doğru, iyi ilişkiler sürdürdüğü oranda,  henüz "havada" gibi görünen "çatı"sına sütunlar oluşmasını sağlıyabilecektir.

Kuzey Kürdistan'da yeni ve güçlü bir Kürt örgütsel ve politik yelpazesinin  oluşmasının elverişli koşulları, TEVKURD'de sağlanacak güç ve eylembirliği ile sağlanabilecektir. TEVKURD de ancak  bu güç ve eylembirliği ile  ulusal birliği geliştirip güçlendirerek Ulusal Kongre projesini gerçekleştirebilecektir. Görev ve misyon karşılıklıdır ve biribirini tamamlayıcı mahiyettedir: Haydi Göreve!…

*(TEVKURD Yürütme Kurulu Üyesi) 

7 Ekim 2007/Diyarbakır

 

Kaynak: www.rizgari.com

 

Leave a Reply