\”KCK’den barış için çözüm önerileri \”

\"\"Koma Civaken Kurdistan (KCK) Yürütme Konseyi, seçimlerden sonra barışçıl ve demokratik siyasal çözüm için tarihsel fırsatların ortaya çıktığını belirterek, barışçıl bir çözümün gelişmesi için Kürt ulusal konferansı ile Türkiye’de demokratik bir konferansın toplanması çağrısında bulundu. KCK, barış için bu fırsatın da kaçırılmaması için herkese büyük sorumluluklar düştüğünün altını çizerek, barışa hazır olduklarını bildirdi.

KCK Yürütme Konseyi “Kürdistan’da barış ve demokratik çözüm perspektifleri” başlığı altında, seçimler sonrası ciddi ve tarihsel fırsatlar ortaya çıktığını belirterek, başta Türkiye ve ABD olmak üzere ilgili devletler ile demokrasi güçlerini sorumlu davranmaya çağırdı. KCK, 1993 yılından bu yana 16 yıl içerisinde, sonuncusu 1 Ekim 2006’da olmak üzere 5 kez tek taraflı ateşkes ilan ettiklerini hatırlatırken, hiçbirine de Türk devletinin olumlu cevap vermediğini vurguladı.

KCK çözüm perspektiflerinde dört başlık altında “Kürt Ulusal Konferansı”, “Türkiye’de bir demokrasi konferansı”, “halkın demokratik komünal örgütlülüğü” ve “herkesin sorumlu davranması” gerekliliğini açımlayarak önerilerde bulundu. Kürt ulusal konferansının toplanma koşullarının oluştuğunu belirten KCK, “Kürt sorununun barışçıl ve demokratik çözümünde ve Ortadoğu\’nun demokratikleşmesinde bu konferansın temel bir rol oynayabileceği kanaatindeyiz” dedi.

29 Mart yerel seçim sonuçlarının Türkiye\’nin demokratikleşmesine dönüştürebilmesi için ise bir demokrasi konferansıyla başlamanın mümkün olduğunu ifade eden KCK, “Bu konferans bir ideolojik eğilimi, yani sol demokratların katıldığı değil, tüm ideolojik eğilimlerden tutarlı demokrat olan herkesin katıldığı bir konferans olmalıdır” dedi.

29 Mart yerel yönetim sonuçlarını barış ve demokrasi çizgisinde değerlendirmenin üçüncü adımının halkın demokratik komünal örgütlülüğünün her alanda ve her kesimde geliştirilmesi olduğunu ifade eden KCK, sürecin çözüme evrilmesi için de herkese sorumluluk düştüğünü kaydetti. KCK, kendi tercihlerinin barıştan yana olduğunu ancak savaşın dayatılması durumunda da Türk devleti, hükümeti ve ordusunun eskisini de aşan düzeyde büyük bir sonuçsuzlukla karşılaşacağı ve kaybedeceğini bildirdi.

İşte KCK’nin çözüm perspektifleri:

“KÜRDİSTAN’DA BARIŞ VE DEMOKRATİK ÇÖZÜM PERSPEKTİFİ

Türkiye\’de 29 Mart yerel seçim sonuçları, Kürt sorununun barışçıl ve demokratik siyasal çözümü ve bu temelde başta Türkiye olmak üzere Ortadoğu\’nun demokratikleştirilmesi açısından ciddi ve tarihsel öneme sahip imkanlar ve fırsatlar ortaya çıkarmıştır. Seçimde AKP oylarının yüzde kırkın altına düşmüş olması Türkiye\’de yeni bir siyasi arayış başlatırken, DTP\’nin Kürt oylarının çoğunluğunu almış olması ise Kürt sorununun demokratik siyasi çözümünü bir kez daha siyaset gündeminin başına taşımıştır. Kürdistan\’ın diğer parçalarındaki siyasal gelişmelerle ve Kürt halkının Meşru Savunma direnişinin yenilmezliğiyle de birleşince daha büyük bir siyasal değer arz eden bu sonucu, barış ve demokrasi açısından mutlaka değerlendirebilmek gerekmektedir.

Nitekim hemen seçim sonrasında iç ve dış birçok siyasal gücün mevcut sonuçları kendi lehine kullanabilmek için hızlı bir yönelim içine girdiği görülmektedir. Öncelikle küresel güçler sonuçları çeşitli biçimlerde kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak isterken, seçim sonrasında Türk devleti ve AKP hükümetinin sertleşen tavrı ölümlere yol açacak düzeyde kitlelere saldırı, gerilla güçlerine karşı operasyonlar nihayetinde 14 Nisan tarihinden itibaren DTP\’ye yönelik başlatılmış bulunulan tutuklama operasyonları göstermektedir ki, mevcut Türkiye devletinin yönetimi, seçim sonuçlarını hazmedememekte ve eritip tasfiye etmek istemektedir. Türk devleti seçimlerde ortaya çıkan sonuçları saygılı yaklaşarak ona göre yeni politikalar geliştireceğine ve hareketimizin uzattığı barış eline doğru yaklaşıp, Kürt sorununda şiddeti devre dışı kılacağına, seçimlerde ortaya çıkmış kitlesel iradeyi şiddetle bastırma yöntemine yönelmektedir. Türk devletinin yasal Kürt siyasetçilerini tutuklayarak siyasal alanı Kürt halkına kapatmak istemesiyle birlikte askeri yöntemlerle sonuç alma istemi çok tehlikeli sonuçlara yol açabilecek yeni, kapsamlı bir savaş dönemini dayatmaktadır. Böyle bir sürecin önüne geçmek ve bu olumsuz yaklaşımları bertaraf edebilmek için bir demokratik devrim niteliğinde olan yerel seçim sonuçlarını barış, demokrasi, kardeşlik ve Kürt sorununun demokratik çözümü yönünde değerlendirmeyi başarmak gerekmektedir.

BU BAŞARININ ALTINDA 30 YILLIK MÜCADELE VAR

29 Mart yerel seçimlerinde DTP şahsında ortaya çıkan demokratik siyasetin başarısı, öyle kolayca ve kendiliğinden elde edilmemiştir. Bu, küçümsenemez başarının altında Önder Abdullah Öcalan’ın, Özgürlük Hareketinin ve halkımızın otuz beş yıllık cesur ve fedakar mücadelesi vardır. Bu kahramanca mücadele içinde Kürt halkı yirmi bine yakın evladını şehit vermiş, 12 Eylül 1980 askeri darbesinden bu yana yüz binlerce insanımız tutuklanıp işkenceden geçirilirken, dört milyon civarında insan yerinden-yurdundan edilip, Türkiye metropollerinde ve yurtdışında mülteci olarak yaşamaya çalışmak zorunda bırakılmıştır. Binlerce sivil yurtsever, demokrat insanımız Türk devlet güçleri tarafından gözaltında kaybedilmiştir. Bunların akibeti ise hala bilinmemektedir. Uluslararası düzeyde kapsamlı saldırılara maruz kalan Kürdistan Özgürlük Hareketi, bu saldırılar sonucu uluslar arası bir komployla Önderliği kaçırılarak 11 yıldır tarihte benzeri az bulunan İmralı işkence sistemi içinde tutulmakta, bu insanlık dışı işkence sistemine karşı direnerek barış, demokrasi ve özgürlük mücadelesini sürdürmektedir. Mevcut siyasal sonuçların sergilenen kahramanlık destanlarıyla birlikte yurtsever halkımızın büyük fedakarlıklarla direnişi, bu temelde demokratik kurumlarını inşa etmesi ve iradi bir mücadeleyi yürütmesi temelinde ortaya çıkmış sonuçlardır.

16 YILDA BEŞ KEZ TEK TARAFLI ATEŞKES İLAN ETTİK

Bilinmekte ki, böyle zorlu bir mücadele içinde biz 1993 yılından bu yana geçen 16 yıl içinde sonuncusu 1 Ekim 2006 tarihinde olmak üzere beş kez tek taraflı ateşkes ilan ettik. Geçen sürecin yaklaşık üçte birini ateşkes ortamında ve çatışmasızlık içinde yaşanmasını sağladık. 2 Ağustos 1999 tarihinden itibaren yaklaşık beş yıl boyunca silahlı güçlerimizi Türkiye sınırları dışında tuttuk. Dağdan ve yurtdışından Türkiye\’ye barış elçileri diyebileceğimiz gruplar gönderdik. Bu süreçte paradigma değişimine dayalı bir ideolojik yenilenme, stratejik değişim ve örgütsel yeniden yapılanma yaşayarak kendimizi Kürt sorununun demokratik siyasi çözümünü yürüten bir hareket haline getirdik. 1998 yılından bu yana hemen her yıl Kürt sorununun barışçıl ve demokratik siyasi çözümünü öngören deklarasyonlar yayınladık. Hareket ve halk olarak sürekli barış ve demokrasi elimizi uzattık ve bu temelde çalışıp mücadele yürüttük. Tüm bunlarla Kürdistan ve Ortadoğu\’ya barışın gelmesini, Kürt sorununun barışçıl ve demokratik çözümü temelinde Türkiye\’nin ve Ortadoğu\’nun demokratikleşmesini sağlamaya çalıştık.

Ancak harcadığımız bütün bu çabalara karşı başta Türk yönetimi olmak üzere Kürt sorunuyla ilgili ve ilişkili çevrelerden olumlu ve çözümleyici bir karşılık alamadık. Her zaman Önderimizin, Hareketimizin ve halkımızın uzattığı barış ve demokratik çözüm eli havada kaldı. Şimdiye kadar aldığımız sözde en olumlu karşılık Kürt sorununu istismar etme, basit, çıkarcı ve ikiyüzlü davranma olmuştur. Kürt halkı gerçek anlamda bir ölüm kalım savaşı verirken, birçok güç soruna gösterdiği basit, inkarcı ve çıkarcı yaklaşımı aşmamıştır. Bunları da fırsat bilen Türk devleti ve yönetimleri, bizim barışçıl ve demokratik çözüm çabalarımızı bir güçsüzlük olarak değerlendirerek hareketimize karşı hep imha ve tasfiye yaklaşımı içinde oldu. Bağnazca sürdürdüğü bu yaklaşımla geçen dönemin barış ve demokratik çözüm imkan ve fırsatlarının heba olmasına, yeniden çatışma ortamının oluşmasına yol açtı.

BAĞDAT PLANI

Türk devleti ve AKP hükümeti söz konusu yaklaşımını 23 Ağustos 2005 tarihinden itibaren yeniden “topyekun savaş konsepti” temelinde yürüttü. Böyle bir imha ve tasfiye konsepti temelinde İmralı işkence ve izolasyon sistemi daha da ağırlaştırılırken, Önder Abdullah Öcalan’a yönelik kronik zehirleme ve imha tehdidi uygulamalarına da başvurdu. Benzer şekilde hareketimizin yönetimini yok edebilmek için kontra faaliyetlerini geliştirdi, komplo ve ajan girişimlerini devreye koydu. Halkımız ve onun demokratik kurumları üzerinde, DTP\’ye, basın ve kültür kurumlarına yönelik baskı ve tutuklamayı arttırdı. Son model teknikle donatılmış ordusunu harekete geçirerek gerilla üzerinde ezme ve imha operasyonları geliştirdi. Türk devleti bu çerçevede tüm dünyaya “PKK terör örgütüdür” dedirtebilmek için Türkiye\’nin her şeyini pazarladı. Tüm bu imha ve tasfiye amaçlı saldırılarını 2007 Sonbaharından itibaren ABD ve İran’la yaptığı ittifak temelinde ve Kürdistan\’ın Kuzey, Güney ve Doğu’sunda, yani her yerinde yürüttü. Askeri saldırılar başarısız kalınca da Ekim 2008’den bu yana “Bağdat planı çerçevesinde” ABD, Türkiye, Irak üçlü ittifakı temelinde yürütmektedir.

29 MART İLE SALDIRI PLANI YERLE BİR EDİLDİ

Türk Genelkurmay başkanlığının 27 Nisan 2007 tarihli muhtırasından bu yana geçen son iki yıl içinde çok yönlü geliştirilen imha ve tasfiye amaçlı saldırılara karşı hareket ve halk olarak amansız bir direniş mücadelesi verdik. “Sınır ötesi operasyon” tezkeresi temelinde gerillaya yönelik geliştirilen ezme amaçlı askeri saldırılar, Kürdistan\’ın dört bir yanındaki ve en son Zap’taki direnişle kırılıp boşa çıkartıldı. İmralı’da en üst düzeye çıkartılan imha ve teslim alma amaçlı baskı ve işkence uygulamaları Önder Abdullah Öcalan’ın ve halkımızın direnişiyle sonuçsuzluğa uğratıldı. En son Bağdat planı çerçevesinde geliştirilen Özgürlük Hareketimizi halktan tecrit etme ve siyasal kuşatma amaçlı saldırı planı Kürt kadınının 8 Martı kutlamalarında, Kürdistan halkının Newroz kutlamalarında ve 29 Mart yerel seçiminde ortaya koyduğu referandum değerindeki tutumla yerle bir edildi.

Bu siyasal başarının arkasında hem askeri başarı, hem Önderlik başarısı, hem de halkımızın Serhıldan başarısı ve demokratik iradeleşmesi vardır. Dolayısıyla bütünlüklü ve sağlam bir başarıdır ve çok yönlü etkileme gücüne sahiptir. Dikkat edilirse, inkar ve imha sistemi ideolojik, siyasi ve askeri olarak her alanda ve her yöntemle planlı saldırı yürütmüş, ancak sonuç alamamıştır. Ondan ötesi başarısızlığın tekrarı olacağından çok fazla anlamsızdır ve de sahiplerine zarar verici niteliktedir. Demek ki, mevcut sonuçları herkesten önce inkar ve imhacı güçler doğru değerlendirmek zorundadır.

KAZANAN DEMOKRATİK ÖZERKLİK

8 Mart ve Newroz kutlamaları ile yerel seçim sonuçları bir kez daha çok net olarak göstermiştir ki, Kürt halkı Önder Abdullah Öcalan’ın düşüncelerini ve Özgürlük Hareketimizi benimasmiş ve büyük çoğunlukla bu temelde birlik oluşturmuştur. DTP “Özgür Önderlik, Özgür Kimlik ve Demokratik Özerklik” talepleriyle seçimi kazanmıştır. Bu durum Kürt halkının çok somut bir biçimde ortaya koyduğu beyanıdır. Özgür iradesini ortaya koymasıdır. Kendisine demokratik ve barışçıl diyen herkesin bu iradeyi tanıması ve ona saygılı olması gerekir.

Kürt halkının 29 Mart yerel seçiminde geliştirdiği tavır ve DTP’nin aldığı sonuç, Kürdistan ve Ortadoğu\’da demokrasinin gelişmesi açısından önemli bir role sahiptir. Kuşkusuz bu kalıcı bir siyasal sonuç değildir, ancak üzerinde demokratik girişimler yapılırsa Kürt sorununun demokratik siyasi çözümü ve Ortadoğu\’nun demokratikleşmesi açısından kalıcı gelişmelere yol açacak güçte bir siyasal zemindir. Bu sonucun her türlü baskı, oyun ve satın almaya karşı elde edildiğini, sadece AKP\’ye karşı değil, arkasındaki devlet ve sistem desteğine karşı kazanıldığı unutulmamalıdır. Bu açıdan DTP\’nin aldığı seçim sonucunun anlamı çok derin ve siyasi etkileme gücü fazladır. Bu da başta DTP’li Kürt siyasal güçleri olmak üzere demokratik güçlere ve devletlere kadar herkese çok ciddi görev ve sorumluluklar yüklemektedir. Herkesin bu sorumlulukların bilinciyle ve tutarlı hareket etmesi önümüzdeki sürecin gelişmesi açısından önemlidir.

DEMOKRATİK SİYASİ GELİŞME İÇİN ÇABAMIZ SÜRECEK

Kürt halkının 29 Mart yerel yönetim seçim sonuçlarıyla ortaya koyduğu siyasi irade eğer doğru ve yeterli değerlendirilirse Kürt sorununun demokratik çözüm sürecini ve Türkiye\’nin demokratikleşmesini sağlatacak güçtedir. Bu gerçeği gören yönetimimiz, böyle bir sürecin önünün açılmasını sağlamak amacıyla 13 Nisan günü yaptığı açıklamada “kendine saldırılmadıkça 1 Haziran’a kadar çatışmasızlık konumunu sürdüreceğini” kamuoyuna duyurmuş ve deklere etmiştir. Bu durum gelişmeleri doğru değerlendirmenin ve sorumlu davranmanın en somut örneğidir. Elbette herkesten de benzer karşılık görmeyi ister. Her ne kadar Türk devleti ve AKP hükümetinin güçlerimize ve halkımıza karşı geliştirdiği saldırılar, yaşanan çatışmalar, karşılıklı kayıplar ve bir siyasal katliam niteliğinde DTP\’ye karşı geliştirilen operasyon halen devam ediyor olsa da, bütün bunlar bu kararımızı uygulamada bizi zorlasa da, yerel seçim sonuçlarını kalıcı demokratik siyasi gelişmeye dönüştürme karar ve çabamız sürecektir. Bunda başarılı olabilmek için de sürece ilişkin somut görüş ve önerilerimizi kamuoyuna sunmayı, ilgili çevreleri hata yapmamaları çerçevesinde uyarırken, barış ve demokrasi çerçevesinde ortak çalışma çağrısında bulunmayı gerekli görüyoruz.

1- KÜRDİSTAN ULUSAL KONFERANSI TOPLANMALIDIR

Bölgemiz Ortadoğu’da Kürt sorunun çözümsüzlüğü, bölgede istikrarsızlığın temel kaynaklarından birisidir. Bugün sadece çözümsüz kalan Kuzey Kürdistan sorunu değildir. Kürtlerin yaşadığı diğer parçalarda da sorun devam etmektedir. Belli bir çözüm sürecini yaşama temelinde kazanımları olan Güney Kürdistan’da da bu kazanımlar üzerindeki tehlike devam etmektedir. Yaşanan bu çözümsüzlük ve belirsizlik her türlü çatışmanın gelişmesine zemin sunmakta ve herkesin zarar görebileceği trajedilere açık kapı bırakmaktadır.

Kürt halkının tüm parçalarda karşı karşıya bulunduğu tehlikeler ve istikrarsızlığa zemin sunan konumundan kurtulabilmesi, bölgenin demokratikleşmesi, barış ve istikrar kazanması için Kürt sorununda demokratik çözüm sürecini geliştirecek bir çıkışa ihtiyaç vardır. Tarihin bu aşamasında böyle bir gelişmeye yol açacak Kürdistan ulusal konferansını toplamanın imkanları ortaya çıkmış bulunmaktadır.

Türkiye’de gerçekleşen 29 Mart yerel seçim sonuçlarıyla birlikte Kuzey Kürdistan\’da ortaya çıkan siyasal durumu barış ve demokrasi çizgisinde değerlendirmede, Kürt sorununda demokratik çözüm sürecini geliştirmede Kürt ulusal konferansı önemli bir zemin olabilecektir. Ancak bir ulusal konferans 29 Mart yerel seçim sonuçlarını Kürdistan\’ın dört parçasında yaşanan gelişmelerle birleştirebilir ve Kürt sorununun demokratik çözümünün önünü açarak bu gelişmeleri örgütlü ve kalıcı hale getirme olanağına sahip olabilecektir.

KONFERANS KİMSEYİ DIŞLAMAMALI

Yapılacak ulusal konferans hiçbir gücün aleyhine olmamalı ve kimseyi dışlamamalıdır. Seçim öncesinde yapılan bazı tartışmalar gibi, birilerinin başkalarına bazı kararlar dikte ettirmesi temelinde asla olmamalıdır. Kürt halkına düşmanlık yapan güçlere ajanlık yaparak ulusal hareketin çıkarlarına somut zarar verenler dışında herkesi, tüm ulusal güçleri kapsamalıdır. Kürdistan\’daki azınlıklar ve komşu halkların demokratik güçleri kendi temsiliyetiyle konferansta yer alabilmelidirler. Yine Kürt sorunuyla ilişkili devletler ve uluslar arası güçler konferansa temsilcilerini göndererek, izleyip katkıda bulunabilmelidirler.

Toplanacak olan Kürt ulusal konferans, gelişmeleri değerlendirip bu temelde Kürt ulusal demokratik stratejisini kararlaştırmalı ve bu siyasal stratejiyi takip edecek ulusal demokratik kurumlaşmasının temellerini atmalıdır. Bilindiği gibi, geçmişte Kürt örgütleri ve Kürdistan parçaları kendi başlarına hareket ettiler. Çoğu zaman ulusal çıkarlara zarar veren ve ulusal dokuda büyük yaralar açan, birbirleriyle çatışma durumlarını yaşadılar. Artık bu defterin bir daha açılmamak üzere bütünüyle kapatıldığı, Kürdistan örgütlerinin hiçbir koşul altında birbirleriyle çatışmayacakları, herkes için geçerli olacak olan bir stratejik çerçevenin karar altına alınması gereklidir. Buna göre bütün Kürt örgütlerinin içinde hareket edecekleri tarzda ulusal demokratik stratejisinin çizilmesi gerekmektedir.

Konferans, öncelikle Kürt halkının savaş ve barış yaklaşımını netleştirerek karar altına alabilmelidir. Uluslar arası düzeyde kabul gören, meşru savunma hakkı da gözetilerek, Kürt halkının savaşa yaklaşımı nasıl olmalı, barışa yaklaşımı nasıl olmalı konusunda bir çerçeve kararına ulaşmalıdır. Çağdaş ilkelere bağlı bir biçimde bütün sorunların barışçıl yöntemlerle çözümünü eksen alan bir yaklaşım çerçevesinde, Kürt sorununda barışçıl çözüm perspektifini netleştirmelidir. Barış koşullarını ve barışçıl çözüm şartlarını belirleyen ulusal konferans, Kürt sorununda bütün parçalarda demokratik çözüm projesini karar altına alarak, Kürt özgürlük mücadelesinde ve Kürt sorununun demokratik çözümünde yeni bir sayfa açmalıdır.

KÜRT BİRLİĞİNİN KALICILIĞI İÇİN SÜREKLİLİK

Ulusal-demokratik birlik esaslarını belirlemesi gereken konferans, Kürt halkının ortak bir çatı altında birleşmesini sağlayan bir ulusal-demokratik kurumlaşmaya gitmelidir. Salt bir kez toplanıp dağılan değil, süreklilik arz eden bir kurumlaşmaya gidilmesi Kürt birliğinin kalıcılığı açısından önemlidir. Ulusal demokratik halk meclisi oluşturmak, bu meclisin kararlarını hayata geçirecek bir yürütme organı belirlemek ve bunları savunacak ulusal savunma güçlerini yaratmak bu konferansın temel görevleri arasında olmalıdır. Doğabilecek bütün iç sorunlarını demokratik yöntem, diyalog ve tartışma ile çözüme kavuşturmayı öngören bir sözleşme metnini karar altına alarak yasal bir çerçeveye bağlamalıdır. Herkesin ulusal, demokratik çıkarları esas almasını zorunlu kılan bu çerçeveyi pratikleştirecek, denetleyecek ve Kürt siyasal stratejisine göre hareket edilmesini sağlayacak kurumlaşmaya kavuşması gereklidir.

Bütün parçalardaki Kürt halkının yaşadığı devlet sınırları içerisinde, birlikte yaşadığı halklarla barış içinde bir toplumsal düzeni oluşturmak üzere, “kültürel haklar” ilkesini netleştirmelidir. Kültürlerin gelişimi önünde engel koymak çağımızda aşılmış bir durumdur. Eşitlik ve özgürlük ekseninde, kültürel serbestliği savunan bir ilkesel karara ulaşmalıdır. Tarihin derinliklerinden gelen Mezopotamya halklar kültürünün kaynağı durumundaki Kürt kültürünün topluma yansıtılması için bütünlüklü bir eğitim sistemini geliştirmesi gerekmektedir. Bu temelde tüm parçalarda kültürel haklar çerçevesini netleştirerek, demokratik çözüm çizgisinin uygulanması ve pratikleşmesi için gereken ön açıcılığı yapmalıdır.

Kürt siyasetinin demokratik muhtevası ve demokratik ilkeleri netleştirilerek, hem Kürtlerin kendi içinde geliştirecekleri demokratik kurumlaşma ve sistemin oturması ve hem de komşu halklarla demokratik ilişki ekseninin netleştirilmesi açısından demokratik ilkeleri belirlemelidir. Bu temelde demokratik siyaset, demokratik toplum, demokratik kurumlaşmayı önüne koyan bir kararlaşmaya gidilmelidir. Kürt toplumsal yaşamında komşu halklarla ilişki kapsamında esas alınacak demokratik ilkeler, tüm bölge için bir demokratikleşme gücü olması açısından önemli bir role sahip olacaktır. Böylece demokratik yaşam ve ilişki ilkelerini esas alan Kürt halkı, demokratik sistemin tüm Ortadoğu bölgesinde gelişmesinin önemli bir gücü haline dönüşecektir.

Kürt halkının ekonomik ve sosyal yaşam koşullarına ilişkin öngörülmesi gereken temel perspektifi belirleyip, bu konuda gerekli politika ve projeler hakkında konferansın kararlar alması gerekmektedir. Özellikle Kürt toplumunun yaşadığı her yerde ekonomik koşullarının iyileştirilmesi ve sosyal sorunlarının çözümü için bir çerçeve proje temelinde ulusal kararların gelişmesi gerekmektedir. Konferans, Kürt toplumunda daha sağlıklı ve uyumlu bir yaşam düzeyinin geliştirilmesi ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi için yapılabilecekler hakkında politikalar geliştirerek, toplumsal yaşamın bütün konularında Kürt toplumuna perspektifler sunacak bir ulusal kurum olarak rol oynamalıdır.

LOZAN KONFERANSI KÜRTLER AÇISINDAN TAMAMLANMALI

Kürdistan parçalarındaki Kürtlerin demokratik örgütlülüğünü sağlamak ve bunların birbirleriyle demokratik temelde ilişkisini yaratmak, asla Kürtlerin içinde yer aldıkları devletleri bölmek demek değildir; tersine Kürt toplumunun örgütsüz ve sistemsiz olması Türkiye, İran, Irak ve Suriye için bir parçalanma ve korku etkeni olmaktadır. Buna karşılık her parçada kendi demokratik örgütlülüğe ve birbiriyle ilişkiye kavuşturan Kürt toplumu, Türkiye, İran, Irak ve Suriye için birer demokratikleşme ve demokratik birliği yaratma gücü olacaktır. Bu da devlet sınırlarının korunması temelinde Kürt sorununun demokratik çözümünü ortaya çıkaracaktır. Demek ki, Kürt ulusal konferansı mevcut devletlere karşı değildir, onlar için bölünme etkeni değil, bir birlik gücüdür. Bu yönüyle bir tür Lozan konferansının Kürtler açısından tamamlanmasını ifade edecektir.

KÜRT KONFERANSI KÜRTLERİN SAVAŞ VE BARIŞ TUTUMUNU BELİRLEYECEK

Kürt halkının tarihten gelen ulusal değerlerini sahiplenip savunacak olan Kürt ulusal konferansı, bundan sonra Kürtlerin savaş ve barış tutumlarını belirleyecektir. Biz hareket olarak bugüne kadar çok yönlü bir mücadele yürüttük ve bugün 1 Haziran’a kadar süren bu çatışmasızlık durumuna getirdik. Bununla amacımız, süreci kalıcı bir barış ve çözüm sürecine dönüştürmektir. Ancak Türk devletinin mevcut yaklaşımı, geliştirmek istediğimiz bu barış sürecini ciddi bir tehdit altına almış bulunmaktadır. Bu nedenle, önümüzdeki sürecin savaş değil, barış sürecine dönüşmesi için tüm Kürt halkının bir ulusal demokratik bütünlük halinde çalışıp mücadele etmesi gerekmektedir. Herkesin böyle bir sorumluluk altına girmesi, gelinen aşamada bir ulusal, demokratik görev haline gelmiştir.

TOPLANMA KOŞULLARI OLUŞTU

Bu değerlendirmeler temelinde biz hareket olarak Kürt ulusal konferansının toplanma koşullarının oluştuğunu, Kürt sorununun barışçıl ve demokratik çözümünde ve Ortadoğu\’nun demokratikleşmesinde bu konferansın temel bir rol oynayabileceği kanaatindeyiz. Sorumlu ve demokratik bir yaklaşım gösterilirse mevcut Kürt siyasi yapısının böyle bir konferansı başarıyla toplayabileceğine inanmaktayız. Bu inanç temelinde başta Güney Kürdistan Federe Yönetimi olmak üzere, dört parçadaki ve yurtdışındaki tüm siyasi parti, örgüt ve gruplarını, sivil toplum kuruluşlarını, tüm Kürt aydın, sanatçı ve şahsiyetlerini, Kürt ulusal demokratik gelişiminden yana olan herkesi en son 29 Mart yerel seçim sonuçlarıyla elverişli hale gelen siyasal gelişmelerden Kürt ulusal demokratik stratejisini ve kurumlaşmasını ortaya çıkaracak, kalıcı kılacak olan Kürt ulusal konferansını toplayıp başarıyla sonuçlandırmak üzere ortak çalışma yürütmeye çağırıyoruz! Yine Kürdistan\’daki azınlıkları ve etnik grupları, komşu halkların demokratik güçlerini böyle bir konferansa katmaya ve başarısı için birlikte çalışmaya çağırıyoruz!

Kürt ulusal konferansı, Kürtlerin içinde yer aldığı devletleri bölüp zayıflatmayacağı gibi, tersine demokrasiye açık ve sorunları demokratik yöntemlerle çözebilen hale getirip birliğini güçlendirecektir. Bu temelde Türkiye, İran, Irak ve Suriye devlet yönetimlerinin Kürt sorununda demokratik, siyasi çözümü öngören Kürt ulusal konferansının kendi demokratik yapılarını da güçlendireceğini görerek katılıp destek vermeleri gerekmektedir. Yine başta ABD ve AB olmak üzere tüm küresel siyasal güçler, Kürt halkının özgür iradesine saygılı olma temelinde Kürt sorununun barışçıl ve demokratik çözüm platformu olan Kürt ulusal konferansının başarıyla gerçekleşmesi için destek vermeli ve yaratılacak olan Kürt ulusal demokratik iradesini tanıyarak çözüm için gereken katkıyı sunmalıdır. Kürt sorununda demokratik çözüm tüm bölgede istikrar ve demokrasinin gelişmesine büyük bir katkı sunacağı dikkate alınarak, ilgili tüm güçleri sorumluluklarına sahip çıkmaya davet ediyoruz!

2- TÜRKİYE’DE BİR DEMOKRASİ KONFERANSI YAPILMALIDIR

29 Mart yerel seçim sonuçlarını barış ve demokrasi çizgisinde değerlendirebilmenin ikinci önemli adımı, Türkiye\’de bir demokrasi konferansının yapılmasıdır. Çünkü gelinen noktada ancak bir demokrasi konferansı Türkiye\’deki demokratik güçleri toparlayarak bir demokrasi hareketinde birleştirebilir. Bir süreden beri yürütülen çatı partisi çalışması önemli, fakat dar kalan bir çalışmadır. Zaten, henüz sağlam temellere dayandırılmadığı için, yerel seçimlerde ortak bir işlevsel platform oluşturulamadı. Belki de bu erkendi. Ancak şimdi Türkiye’de demokrasi hareketi, daha kapsamlı ve daha köklü bir çıkışı gerçekleştirme şansına kavuşmuştur. Türkiye’deki tüm demokrasi güçlerinin ortak bir çatıda birleşmesi, Türkiye halkları açısından stratejik bir konudur. Bu çalışmayı herhangi bir biçimde esnetme değil, önermekte olduğumuz demokrasi konferansıyla üst bir aşamaya taşınması ve mutlaka başarılması önemli ve tarihsel bir görev haline gelmiştir. DTP\’nin seçimde kazandığı siyasal başarı, Kürt ulusal demokrasisini yaratmanın temel bir gücü olurken, aynı zamanda Türkiye demokrasisini de geliştirmenin temel bir gücüdür. Alınan sonuç bir demokrasi hareketini örgütlemek açısından yeterli olduğu gibi, demokratik siyasal mücadeleye de başarı kazanmanın Türkiye\’de mümkün olduğunu da göstermiştir.

Burada önemli olan husus, Türkiye\’nin demokratik güçlerinin, partilerinin, sendikalarının, kadınlarının, gençlerinin Kürt halkının bu demokratik gücünü doğru görüp göremeyeceği, onunla ittifak yapıp yapmayacağıdır. Çünkü Kürdistan\’da yükselen mücadele ve demokratik gelişme aşamalarının Türkiye\’yi etkilemesi bundan önce de birçok kez yaşanmış, ancak Türkiye\’nin demokratik güçleri bu gelişmeyi değerlendirememişlerdir. Kürdistan\’daki demokratik gelişmeden Türkiye\’nin liberalleri, milliyetçileri, siyasi İslamcıları yararlanmış, ancak esas yararlanması gereken demokrasi güçleri bunu yapamamıştır. Artık bu duruma kesin bir son vermek gerekiyor.

BU KONFERANSA TÜM İDEOLOJİK EĞİLİMLERDE TUTARLI DEMOKRAT HERKES KATILMALI

Diğer yandan, demokratik güçleri birleştirmek ve bir demokrasi hareketi örgütlemek için şimdiye kadar çok sayıda girişim olmuş, ancak hiçbirisi kalıcı başarılar sağlamamıştır. Türkiye demokratlarının bu duruma bir son vermeleri gerekiyor. Birlik olunur, çalışılır ve halka gidilirse demokratik siyasal mücadelenin başarı kazanacağını DTP pratiği göstermiş bulunuyor. Türkiye\’nin demokrasi güçleri ortaya çıkan bu son şansı iyi değerlendirebilmelidir. Bunun için siyaset yapmaya cesaret etmek, halkçı olmak, birleşebilmek ve çalışmak gerekiyor.

29 Mart yerel seçim sonuçlarını Türkiye\’nin demokratikleşmesine dönüştürebilmek için işe bir demokrasi konferansıyla başlamak mümkündür. Bu konferans bir ideolojik eğilimi, yani sol demokratların katıldığı değil, tüm ideolojik eğilimlerden tutarlı demokrat olan herkesin katıldığı bir konferans olmalıdır. Sadece sol ya da sosyalistlerin birliğini değil, tüm demokrat güçlerin birliğini hedeflemelidir.

Böyle bir konferans mevcut durumu değerlendirerek en geniş demokratik güçleri birleştirebilecek asgari demokratik ilkeleri belirlemelidir. Önder Abdullah Öcalan, bu konuda “anti-tekel, barışçıl ve demokratik olma” ilkelerini önermişti. Kendisinin Deniz’le Mahirlerin devamı olduğunu her zaman söylemişti. Dolayısıyla Kürt demokratik hareketi de bu konferansa ve sonuçlarına elbette katılacaktır. Asgari demokrasi ilkelerini belirleyen konferans bir de bu ilkeleri hayata geçirecek örgütsel yapı oluşturmalıdır. Bunun için demokratik kongre partisinden çatı partisine veya değişik ittifaklara kadar her türlü siyasal birlik önerilmiştir. Hangisinde bileşilebiliyorsa o esas alınarak bir demokratik birlik hareketi gecikmeden mutlaka geliştirilmelidir.

FIRSATLAR OLUŞTU

29 Mart yerel seçimleri ardından Türkiye yeni bir siyasal arayışa geçmiştir. AKP\’nin erime süreci başlamıştır. CHP ve MHP geniş kitlelere ve her kesime güven vermemektedir. Gerisi küçük partilerdir ve henüz alternatif olabilen yoktur. Oluşan bu siyasal boşluğu doldurmak için en avantajlı siyasal güç, gerçek bir demokrasi hareketidir. Çünkü mevcut krize ancak o çözüm üretebilir ve en geniş kesimleri o birleştirebilir. Dolayısıyla bir demokrasi hareketinin hızla örgütlenip gelişme sağlaması için koşullar uygun, fırsat ve imkanlar çoğalmıştır. Bu değerlendirilmezse tarih Türkiye\’nin demokrasi güçlerini affetmez. O nedenle hata ve eksiklikleri aşmak 29 Mart seçim sonuçlarını güçlü demokrasi hareketine dönüştürme adımları mutlaka atılabilmelidir.

Böyle bir adımın kesin başarı sağlayacağı inancıyla Türkiye\’nin her ideolojik eğilimden tutarlı tüm demokratik güçlerini oluşan siyasal boşluğu dolduracak gerçek bir demokrasi hareketini yaratmayı amaçlayan bir demokrasi konferansını toplamaya ve tarihi görevlerimizi başarmak için birlikte çalışmaya çağırıyoruz!

3- HALKIN DEMOKRATİK KOMÜNAL ÖRGÜTLÜLÜĞÜ GELİŞTİRİLMELİDİR

29 Mart yerel yönetim sonuçlarını barış ve demokrasi çizgisinde değerlendirmenin üçüncü adımı, halkın demokratik komünal örgütlülüğünün her alanda ve her kesimde geliştirilmesidir. Yani demokratik konfederalizm sisteminin tabandan inşa edilmesidir. Yerel yönetim seçim sonuçları böyle bir örgütlenme için tarihi imkanlar ortaya çıkardığı gibi, daha fazla seçim başarısının da örgütlenme düzeyine bağlı olduğunu açıkça göstermiştir.

29 Mart yerel seçimlerinden çıkan mevcut sonuç, çok yönlü saldırılar ve iradesizleştirme politikaları karşında özgür Kürt çizgisinin kesin başarısını ortaya koymuştur. Çalışıldığı kadar başarı elde edilip sonuç alındığını, çalışma olmadan demokratik siyasetin başarısının olmayacağını açıkça göstermiştir. Önder Abdullah Öcalan’ın, Kürt ve kadın sorunlarında geliştirdiği özgürlükçü düşünce demokratik siyasete dönüştürüldüğü oranda başarı elde edildiği ortaya çıkmıştır. Yoksa başarılı olunamamıştır. Yine Önderliğimizin dine, mezheplere ve azınlıklara yönelik demokratik yaklaşımının demokratik siyasete dönüştürülmemesi bu alanlarda başarılı olmamayı getirmiş ve genel başarıyı daraltmıştır. Bunlar da gösteriyor ki, özgürlük ideolojisini derinliğine özümasmek ve demokratik siyasete dönüştürmeyi becerebilmek gerekiyor.

KADIN VE GENÇLİĞİN ÖNCÜLÜK EDEBİLME DÜZEYİ

Seçim sonuçlarına ilişkin diğer önemli bir yan ise, demokratik siyasi mücadelenin öncü kesimlerini örgütleyip harekete geçirebilme durumudur. Yani kadın ve gençlik örgütlenmesinin gelişme ve öncülük edebilme düzeyidir. Kadın ve gençlik örgütünün ve demokratik eyleminin güçlü olduğu yerler başarı elde ederken, aksi durum başarısız etkeni olmaktadır. Yine örgütlenmede bürokratik ve üstte kalan duruşlar başarısız kalırken; tabanda, köy ve mahallede komün örgütlülüğüne ulaşan düzeyler kesin başarı elde etmiştir.

14 Nisan’da başlayan saldırı, sıradan, basit bir tutuklama faaliyeti değildir. Tüm özgürlük hareketine karşı genelkurmay başkanı İlker Başbuğ’un konuşması eşliğinde gelişen, çok yönlü bir saldırı durumu olmaktadır. Süreci tersine çevirmek isteyen bu saldırganlığın öncelikle gençlik ve kadın örgütlenmesini hedeflemiş olması birçok açıdan üzerinde durulması ve düşünülmesi gereken bir noktadır. Gelişen saldırılara karşı DTP’nin karşı duruşu ve direnişinin en son Amed’de on binlerin katıldığı açlık greviyle sürdürüyor olması anlamlıdır. Halkımız ve tüm demokratik kurumlar barış ve demokratik çözümü hedefleyen DTP’nin bu tutumunu destekleyerek, Kürt halkını iradesizleştirme ve Kürt siyasetçilerini etkisizleştirme politikasına karşı daha güçlü toplumsal tepkilerle cevap vermelidir. Buna karşı başta kadınlar ve gençler olmak üzere tüm halkımızı 29 Mart yerel seçim sonuçlarını demokratik komünal örgütlenmeye dönüştürmek için seferberlik halinde çalışmaya, örgütlülüğünü kendi gücüyle yaratmaya ve her türlü saldırıya karşı bir toplumsal irade olarak demokratik direnişi yükseltmeye çağırıyoruz!

4- HERKES SORUMLU DAVRANMAYI BİLMELİDİR

29 Mart yerel seçim sonuçlarının herkesin yararına doğru değerlendirilmesini, nasıl ele alınması ve pratikleştirilmesi gerektiğine dair önerilerimizi açımlayarak çağrılar yaptık. Türkiye’de gerçekleşen yerel seçim sonuçlarının önemli bir siyasal durumu ifade ettiği ve imkan oluşturduğu kesindir. Ancak bu yalnız başına bir kalıcı sonuç değildir. Üzerinde mücadele yürütülür ve doğru ele alınırsa kalıcı demokratik kazanımlara yol açabilir. Bu da herkesin bu sonuçlara doğru ve sorumlu yaklaşmayı bilmesine bağlıdır. Aksi durumda mevcut sonuçların kendi başına bir gelişme yaratmayacağını bilmemiz gerekiyor. Mevcut imkanların doğru değerlendirilmemesi ve heder edilmesi halinde, savaş rantçılarının yoğun bir biçimde devreye girmiş olduğunu da dikkate aldığımızda, bu sürecin tehlikeli bir savaş durumunu da yeniden gündeme getirmekte olduğunu görmemiz gerekiyor.

KONFERANSLAR TOPLANABİLİR

Herkesten önce halkımız ve demokratik güçler sürece doğru ve sorumlu yaklaşmayı başarabilmelidir. Bu da demokratik komünal halk örgütlülüğünü ve demokratik mücadeleyi sürekli geliştirmek demektir. Ancak böyle olursa gerici güçlerin tehlikeli girişimleri önlenebilir ve Kürdistan\’a ve Türkiye\’ye yönelik demokratik açılımlar yapılabilir. Yani söz konusu konferanslar toplanabilir. Yoksa örgüt ve halk dayanağı olmadan bu tür çalışmalar yapılmayacağı gibi, tehlikeli bir çatışma sürecinin yaşanması da önlenemez.

İkinci olarak, çağrı yaptığımız Kürt ve Türk örgütleri sorumlu davranmayı ve görev üstlenmeyi bilmelidir. Yeni bir siyasal sürecin başlaması barış ve demokratik çözüm yönünde gelişme sağlamasında Kürt ulusal konferansıyla Türkiye demokrasi konferansının başarıyla gerçekleştirilmesinin önemli rolleri olacaktır. Sürece çok önemli ve belirleyici katkılar sunacak olan bu çalışmaların geliştirilmesinde söz konusu parti ve örgütlerin sorumlu yaklaşımları ve başarılı çalışmaları, sonucu tayin edecektir. Sürecin hangi yönde gelişeceği halkın ve demokratik güçlerin çabasına bağlıdır.

TÜRKİYE VE ABD SORUMLU DAVRANMALI

Üçüncü olarak ise, başta Türkiye ve ABD olmak üzere bölge devletleri ve uluslar arası güçler sorumlu davranmak ve tehlikeli yönelimlerden uzak durmak zorundadırlar. Ancak herkes elbirliği ederek Kürt ulusal konferansının belirttiğimiz temelde gerçekleşmesini sağlarsa barışa ve demokratik sürece giden yeni bir siyasal süreç başlayabilir. Yoksa Türk yönetiminin yaptığı gibi dağda gerillaya ve şehirde de DTP\’ye yönelik operasyonlar geliştirilirse buradan barış ve demokratik süreci değil, tehlikeli bir savaş süreci gelişme gösterir. Bu nedenle mevcut AKP hükümetinin yaptığı tam bir provokasyondur. 1993 ve 1998’deki ateşkeslere karşı Türk savaş yönetimlerinin yaptığını andırmaktadır.

ÇATIŞMALARDAN DEVLET VE HÜKÜMET SORUMLU

Seçimden hemen sonra gerillaya dönük operasyonlarını yoğunlaştırmasıyla 14 Nisan’da başlayan DTP operasyonu, Türk yönetiminin seçim sonuçlarını hazmedemediğini, hareketimizin ilan ettiği 1 Haziran’a kadarki çatışmasızlık ilanını boşa çıkarmak ve DTP kazanımlarını tasfiye etmek istediğini göstermektedir. Eğer böyle devam ederse, zaten çatışmasızlık durumu diye bir şey kalmaz ve süreç yeniden sert bir savaş haline gelir. Çünkü devlet güçleri saldırılar geliştirmekte, operasyonlar yapmakta ve Kürt toplumunu her bakımdan daraltma, teslim alma politikasını uygulamaktadır. Buna karşı hareketimiz, ilan ettiği 1 Haziran’a kadar çatışmasızlık pozisyonuna tüm güçlerimiz riayet etmektedir. Meydana gelmiş bazı çatışmalarda yaşanan kayıplardan tamamen Türk devleti ve hükümeti sorumludur. Güçlerimizin çatışmasızlık pozisyonu devam etmektedir. Ancak tek yanlı bir biçimde bu pozisyonun uzun sürdürülemeyeceği açık ortadadır. Çünkü çatışmasızlık ancak karşılıklı olarak silahların susturulmasıyla mümkün olacak bir şeydir. Ancak Türk devleti, Kürt halkının askeri ve siyasi güçlerine karşı gerçekleştirdiği saldırılarla buna riayet etmemekte ve bu süreci bozmak istemektedir.

BARIŞA DA SAVUNMA SAVAŞINA DA HAZIRIZ

Bu nedenle herkes duyarlı olmalı ve Türk yönetiminin provokatif saldırgan tutumuna ve devlet terörüne, insanlık dışı uygulamalarına karşı çıkmalıdır. Çünkü sürecin nasıl gelişeceği Türk yönetiminin tutumu tarafından belirlenecektir. Biz hareket ve halk olarak barış ve demokratik çözüme de hazırız, saldırılar karşısında toplumsal irademizi, onurumuzu savunmak üzere yetkin bir savunma savaşına da hazırız. İsteğimiz ve tercihimiz birincisinden yanadır. Çünkü biz daha fazla tahribat yaratacak ve ölümlere yol açacak bir sürecin tekrar yaşanmasını istemiyoruz. Ancak bize rağmen ikincisi dayatılırsa, elde edilen askeri ve siyasal başarıların yarattığı yüksek moral ile Apocu fedai ruhla donatılmış, derin tecrübeye sahip güçlerimizin ve halkımızın nasıl bir performansla direneceğini herkes görecek ve Türk devleti, hükümeti ve ordusu eskisini aşan düzeyde büyük bir sonuçsuzlukla karşılaşacak ve kaybedecektir.”

ANF NEWS AGENCY

Leave a Reply