Toplu Yazılar Cilt 2 için Önsöz 2

Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi Kanunu ile ilgili Kısa Notlar

Önsöz’ü tamamlayan ve anlamlı kılan çerçeve bir analiz!

Kamuoyunda “Çerçeve yasa” olarak bilinen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi Kanunu” lafzı ve ruhu hakkında bazı satır başlıkları:

1. Bu yasa, “Barış”, “müzakere”, hatta “Mütareke” yasası değil, Türk Devletinin 1980’lerden bu yana farklı yöntem ve araçlarla farklı aşamalarda yürüttüğü “Terörle Mücadele Stratejisinin” devamı ve final aşamasıdır. “Terörsüz Türkiye Süreci” adı da bunun en somut ve özlü ifadesidir!

Bu yasa “tarafların” müzakere ederek “ortak irade” ile hazırladıkları bir yasa değildir; tek taraflı dikte ettirilen ve imzayla onaylatılan bir iradedir! 

Bu yasa, müzakere, görüşme ve ikili bir mütarekenin bir sonucu oluşturulmuş bir yasa da değildir. Tersine “Yasa koyucu”, kendi iradesini mutlak, eksiksiz, firesiz, tek bir virgülüne bile dokundurtmadan “hasım tarafa” dikte ettirmiş, hatta yasallaşma sürecinden önce “taslağı” bile kendilerine göstermeden, okutmadan kabul ettirip kendi imzalarıyla onaylatmıştır. 

Bu anlamda Yasa, Yasa koyucu açısından mutlak bir zafer, diğer taraf için ise mutlak ve tam teslimiyet, diz çöküş, çok yönlü ve boyutlu bir tasfiye sürecinin belgesidir!

2. Savaşın amacı, kendi iradesini hasım tarafa kabul ettirmektir. 

Askeri ve savaş açısından bakıldığında bu Yasa, TC açısından bir zafer, Öcalan hareketi açısından bir yenilginin hukuksal tescilidir! 

Kuşkusuz bu sadece bir yenilgi değil, tam anlamıyla bir diz çöküş, resmi ve “eski” düşmanının bütün tezlerinin fazlasıyla benimsenip Kürtlere yedirme hareketidir de!

3. Bu yasa ile Öcalan Hareketi, kendisini, geçmişini, bugününü ve bütün varlığın suçlu ilan edip mahkûm ediyor. 

Bu açıdan da devletin resmi tezini, söylem ve yargısını kendi imzası ve oyu ile itirazsız kabul edip ilan ediyor: 

“Ben bir terör örgütüyüm!” 

Hiç kuşku yok ki bunun dünyada bir örneği yok. 

Direnerek yenilmek her zaman ve her yerde mümkündür. Direnerek yenilenler yeniden toparlanıp ayağa kalkabilir, yeniden direnebilir. Ancak bu örnekte, ideolojik, politik, askeri ve daha önemlisi moral bir yenilgi, teslimiyet, diz çöküş, adeta gönüllü, bile isteye kendi kendisini mahkûm ederek mutlak tasfiye sürecine tabi kılma süreci söz konusudur!

4. Bu yasanın ruhunda ve lafzında, hiçbir sözcüğünde ve satır aralarında “müzakerenin” izi, iması, izlenimi, gölgesi yoktur! 

Bu yasa ruhu ve lafzıyla tek taraflı bir iradenin mutlak olarak kabul edilmesidir! Bu Yasa, “Terörsüz Türkiye Sürecinin” hukuksal zirvesi, onun uygulanması ve doğrulanmasıdır!

5. Bu Yasa diz çökenler için bir çerçevedir; sınırlar, hareket alanları, yapılabileceklerin ve yapılamayacakların çerçevesi çok net, kalın ve kesin bir biçimde çizilmiştir.

6. Ama devlet için, kanun koyucu için bu yasa bir çerçeve değil, tam anlamıyla çerçevesiz, denetimsiz, keyfilik yasasıdır. 

Uygulama, denetleme, karar verme, yürütme MGK ve onun üzerinden Erdoğan’ın inisiyatifine, keyfine, iradesine bağlanmıştır. 

Bu sınırsızlık, ölçüsüzlük ve keyfilik o kadar sınırsızdır ki, yasa ile “suç işleme özgürlüğü” güvence altına alınmış, işlenecek suçlar yasal olarak “cezasızlık” kategorisine alınmıştır! 

Yasanın denetimi, dengeleyici unsuru yoktur. Her şey yürütmenin, “Güvenlik bürokrasisinin” keyfine ve insafına bırakılmıştır! 

Öcalan Hareketi yasanın öngördüğü gibi silahlarını, elinde avucunda ne varsa hepsini teslim etti, buna rağmen MGK, “hayır olmadı, teslim etmediğin çok şey var, daha yapman gereken çok şey var” dediğinde Öcalan Hareketi ne yapacak ne yapabilir? 

Denetleyici, dengeleyici bir mekanizma, denge, güç var mı? Yasaya göre yok, politik olarak zaten yok. 

Teslimiyet ve diz çöküş dipsiz bir kuyu gibidir, sonu yok, “son” ancak hasmın keyfi, insafı, kendi çıkarları ve ihtiyaçlarıdır!

Sonuç: Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi Kanunu, devlet açısından ideolojik, politik, askeri ve moral açısından mutlak bir zafer, Öcalan Hareketi açısından mutlak bir yenilgi ve aşağılayıcı bir diz çöküş belgesidir! 

Bir de bu belgenin yanına 27 Şubat 2025 Belgesini koyun ve birlikte değerlendirin. O zaman tablo daha bir apaçık hale gelir! O belge ile sadece her açıdan bir “silahsizlanma” öngörülmüyor, sadece ideolojik, politik, ulusal ve ruhsal bir tasfiye ve tersine dönüş süreci değil, Kürt halkının ulus olmaktan kaynaklanan istinasız tüm hakları İmralı’nın derin ve karanlık sularına gömülmek istenmektedir 

Deniliyor ki, “Bu yasa ile çok sayıda arkadaşımız için tahliye olmanın kapısı aralanabilir, birçok arkadaşımız ailesine kavuşabilir, bu, neden kötü olsun?” Evet, iyi ve güzel, bir açıdan böyle! Ama çok temel bir soru var: 

Ne pahasına? Ne uğruna?

Bu kapı her zaman aralıktı: 

“Türkçe konuş, çok konuş!” “Pişman ol, teslim ol, kendini kus, ailenin sıcak kucağı seni bekliyor!”

Bunu birçok yasa ile Pişmanlık veya Eve Dönüş Yasalarıyla ortaya koydular!

Bunlar “bireysel” iradeyi zorunlu kılıyordu. Şimdi Çerçeve Yasa ile kolektif bir irade ile bu kapı aralanıyor gibi!

Bu “kolektif irade” verilen imza ve onayla deklere edilmiştir. Geriye “teknik uygulama” kalıyor!

Ama ölüm pahasına bu diz çöküş “özgürlüğünü” reddeden bir kuşağın üyeleriyiz!

Neden o yolu seçmedik, tersine o yolu onursuzluk saydık, politik ve bireysel kimliğimizin inkârı ve reddi 0larak kabul ettik ve ölümüne o yolu reddettik?

Bu diz çöküş yolunu seçenler, seçmekle kalmıyor, bunu teorileştirmeye, meşrulaştırmaya, karşı çıkanları ise bir kaşık suda boğmaya çalışıyorlar! Neden?

Elbette bunun çok sayıda nedenleri var ve çok boyutlu ve derinlemesine tartışılacak… 

Bu Cildin bu tartışmaya katkı sunması dileğiyle…

Eylül 2026

M. Can Yüce

Kitabı Baskı veya eBook formatlarında ismarlamak için aşağıdaki linki tıklayın

https://www.epubli.com/shop/toplu-yazilar-cilt-2-9783565732241

https://www.epubli.com/shop/toplu-yazilar-cilt-2-9783565732210